| # | ||
![]() |
||
|
|
||
İnovasyon, çocuk oyunları ve bir öneri Avrupa Birliği'nin geçtiğimiz yılki Innovation dergilerinden birinin konusu oyuncaklar ve inovasyon idi. Toplam 13 Milyar Euro’luk oyuncak pazarı (1,000 Milyar Euro inşaat sektörü) ve bu pazardaki birçok oyuncak Çin’den gelse de, Avrupa’da satılan her 10 oyuncaktan bir tanesi kopya oyuncak olsa da, yeni oyuncakların kaynağı Avrupa’daki KOBI’ler. Onlar üretiyorlar, büyük şirketlere satıyorlar ve büyük oyuncak şirketleri bunları Çin’de ürettiriyor. Amerika’daki oyuncak pazarının %11’i yaratıcı ürünler iken, Avrupa pazarının sadece %2 si bu tip ürünler. Peki bizde oyuncak olarak neler vardı, şimdilerde neler var? İnce lastik ile tutturulmuş sıkıştırılmış bez artıklarından yapılmış zıp-zıp daha sonra renkli içinde ışık yanan yo-yo’lara döndü. Laklak ve kaynana zırıltısı (sonradan zabıta yasaklamıştı, ses kirliliği yapıyor diye), şimşir topaç, sapan, kağıttan top, karpitten füze, gazoz kapağı, misket, ip, kukalı saklambaç, yakan top, seksek, monopol, domino, mikado, satranç, dama, tavla, iskambil vardı, açılan sınırlarla beraber semt pazarlarında Çin’den gelen tahta oyuncaklar, plastik oyuncaklar, model oyuncaklar, “Manga” Sony Playstation, bilgisayar oyunları… Bu bilgisayar oyunları yaratıcılıklarını ne kadar destekliyor? Ekranın başında tuşlarla uğraşan arkadaşlarından kopuk çocuklar mı yaratıyor, yoksa asıl yaratıcı olanlar otistik olanlar mı? California üniversiteleri daha çok müteşebbis yetiştirmeleri ile ünlüdür. NewYork City’de gökdelenlerin tepesinde kurumların adları yer alırken Los Angeles, San Diego gibi şehirlerin iş merkezindeki gökdelenlerde müteşebbislerin adlarını okursunuz. Yıllar önceydi Berkeley’de okumaya gelmiş birkaç üniversiteli çocuk okula gitmektense evde “cardboard game” denilen oyunlardan oynuyorlardı. Sonrasında bir tanesi çok ilginç bir strateji oyunu oluşturdu, öğrenciler arasında denedi ve bu oyunu büyük şirketlerden birine sattı. Sonrasında da üniversiteyi bıraktığını duydum dört yıl için yarım milyon doları bırakmaya değmez demiş. Lego MindStorm’u bilir misiniz? Lego’yu çok severdim çocukluğumda renkleri ile o birbirine giren çıkan uniteleri ile her şey yapardınız. İlkokuldaki arkadaşım Savaş’ın babası ona dışarıdan elektrikli legolardan getirmişti yıllar önce, o da okula getirmiş o sayede elektrikli legoları görmüştüm. Sonrasında robot yapabileceğiniz tipleri çıktı ve tahmin edeceğiniz üzere hemen aldım. Sonrasında biraz utandım bu yaşta oyuncak alan adam olmaktan; ama yalnız olmadığımı kısa süre sonra anladım. Mindstorm grupları oluşturulmuş ve yarışmaları yapılıyor etrafta. Hiç çocukları oyun oynarken gözlemlediniz mi? Aralarından bir tanesi çıkar, oyunu kurar, kurallarını koyar. Aslında o an geliştirirler. Peki böylesi çocukları öğretmenleri gözlemler ve onların yeşermesini sağlar mı? Yok canım nerede, bizim eğitim sistemi sadece tüm öğrencilerin ortalama birer öğrenci olmasını sağlamaya yöneliktir. İcat çıkartan, eski köye yeni adet getirenleri pek sevmezler… Her sınıfın farklı öğrencilerini bir araya getirecek bir sistem üzerinde neden çalışmayız? Rekabetçi sınıflar neden oluşturmayız? Aksine çalışkan talebeleri tembel talebelerin yanına oturtarak onların diğerlerini yukarı çekmesine yardımcı olmaya çalışırlar… Bir zamanlar rehberlik dersi denen ve boş geçen dersler vardı, öğretmenlerin kızdığı ama teoride mükemmel olan bir dersdi. İşte bu tip ders tekrar konulmalı çocuklarımızın yaratıcılığı oyun oluşturmaları beklenerek geliştirilmeli ve bu dersin notu herkes için “geçti” olmalı. Kurumlar da çalışanlarının zamanlarının bir kısmını beyin jimnastiğine ayırmalı ve buralardan çıkacak önerileri süzgeçten geçirip yeni pazarlara doğru açılmak için bu yaratıcı ürün rüzgarlarını kullanmalılar… Rüzgarınız bol olsun… Zafer Babür, İş Geliştirme Müdürü - Eczacıbaşı Bilişim |
|
|
|
|
||
|
|
||